Kahve falı · 6 dk. okuma ·

Türk Kahvesi ve Kahve Falı: Tarihi ve Geleneği

Bizde fincan geleceği öğrenmek için kapatılmaz. Yarım saat daha birlikte oturmak için kapatılır.

İzmir’de eve misafir gelince anneannem bir şey sormazdı. Kalkar, cezveyi ocağa koyardı. Önce kahve içilir, sonra konuşulur, bir ara da biri fincanını kapatırdı. Bunu kimse ilan etmezdi. Yanındaki bir bardak su gibi, kahvenin parçasıydı.

Fal kelimesi Arapçadan gelir ve uğur, işaret demektir. Falı yalnızca gelecekten haber vermek sanan işin aslını kaçırır: Fal, birbirini seven insanların âdetidir.

Bu âdetin nereden geldiğini burada anlatıyorum. Belgesi olana bağlı kalıyorum, rivayetin başladığı yeri de söylüyorum.

Kahve İstanbul’a nasıl geldi

Kahve güneyden gelir. 15. yüzyılda Yemen’deki tekkelerde, gece zikirlerinde uyanık kalmak için içilirdi. Oradan Mekke, Kahire ve Şam üzerinden kuzeye çıktı. Arapça kahve sözü bizde aynen kaldı, Avrupalılar da onu bizden alıp caffè, café, coffee yaptı.

Kahve İstanbul’a 16. yüzyılın ortasında, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yerleşti. Tarihçi Peçevi İbrahim Efendi, 1554 yılı civarında Halepli Hakem ile Şamlı Şems adında iki kişinin Tahtakale’de şehrin ilk kahvehanelerini açtığını yazar. Bir başka, halk arasında yaygın rivayet, kahveyi saraya Yemen valisi Özdemir Paşa’nın getirdiğini söyler. Bu kesin olarak kanıtlanamıyor.

Kesin olan, İstanbul’un kahveyle ne yaptığıdır. Çekirdek kavruldu, toz gibi dövüldü ve cezvede suyla, süzülmeden pişirildi. Sarayda kısa sürede kahvecibaşılık diye ayrı bir görev oluştu. Bu pişirme usulü bugün de aynıdır ve fincanda telve kalmasının sebebi odur. Böyle bir kahvenin nasıl pişirileceğini kahve falı nasıl bakılır yazısında anlattım.

Kahvehaneler

Kahvehane yeni bir şeydi: ayrı ayrı çevrelerden erkeklerin ne ibadet ne ticaret için bir araya geldiği bir yer. Tavla ve satranç oynanır, meddah dinlenir, Karagöz seyredilirdi. O devrin insanları kahvehanelere mekteb-i irfan, yani irfan okulu derdi.

İdare edenler buralardan çekindi. Konuşulan yerde padişah da konuşulur. Kahvehaneler birkaç kez yasaklandı, en sert biçimde 1630’larda IV. Murad zamanında. Hiçbir yasak tutmadı. Kahve çoktan gündelik hayata girmişti ve 17. yüzyılda İstanbul’dan Venedik’e, Viyana’ya, Paris’e, Londra’ya ulaştı.

Falın tarihi için bir nokta önemlidir: Kahvehane erkeklerin yeriydi. Kadınlar kahvelerini evde, hamamda ve birbirlerine gittikleri günlerde içerdi. Orada daha uzun oturulurdu ve kahveden sonra fincana vakit kalırdı.

Fincan okumak nasıl âdet oldu

İlk kez kimin, ne zaman bir fincanı kapatıp içine baktığını kimse bilmiyor. Hiçbir tarihçi yazmamış. Rivayete göre âdet, kahve İstanbul’a yerleştikten kısa süre sonra evlerde ve haremlerde doğdu. Akla yatkındır, dürüstçe bundan fazlası söylenemez.

Kendi ailemden bildiğim şu: Fal hiçbir zaman belgeli bir zanaat gibi öğrenilmedi. Seyredilerek öğrenildi. Kız annesinin, torun anneannesinin yanında otururdu. Her ailenin kendi okuyuşu vardı. Bu yüzden fincanın bölgeleri ve bazı kahve falı sembolleri evden eve ayrıntıda değişir.

Falın o meclislerde gelecekle pek ilgisi olmayan bir görevi vardı. Doğrudan söylenemeyen şey fincan üzerinden söylenirdi. Bir evlilikte işlerin zor gittiğini bilen komşu, kulpta bir dağ, ardında da aydınlık bir yol görürdü. Karşısındaki anlardı. Böylece kimse mahcup olmadan teselli edilir, uyarılır, yüreklendirilirdi.

Bugün de geçerli olan kurallar buradan gelir. Kişi kendi falına bakmaz. Karşında oturan birine bakılır. Ve insanın cesaretini kıracak söz söylenmez. Neyse halim, çıksın falım denir ama falcı da ağzından çıkanı tartar.

Sözler ve gelinin tuzlu kahvesi

Bizim falla aramızı tek bir cümle anlatır:

Fala inanma, falsız da kalma.

Bu bir çelişki değil, bir duruştur. Fincanı dinleyecek kadar ciddiye alırsın, hayatını ona bırakacak kadar değil. İkinci bir söz kahvenin kendisinin neden bu kadar ağır çektiğini açıklar: Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Sana kahve pişirene borçlu kalırsın.

Bu en açık kız istemede görülür. Erkek tarafı kızı istemeye geldiğinde kahveyi gelin adayı pişirir ve misafirlere sunar. Kahvesinden hüneri anlaşılır denir. Damadın fincanına ise şeker yerine tuz koyar, kimi biber de ekler. Damat yüzünü buruşturmadan içerse sabrını ve iyi niyetini göstermiş olur. Âdetin nereden çıktığına dair çok açıklama vardır, kesin olanı yoktur. Bugün de yaşıyor ve her seferinde gülünüyor.

O meclislerde de sonra çoğu zaman fincanlar kapatılır. Fincanın yüzük ve kalp hakkında ne dediğini kahve falında aşk yazısında bulursun.

Fincanında bir kuş mu görüyorsun?Üç fotoğraf yükle. Dilara nerede durduğunu ve haberin kime geldiğini söylesin.
Fincanına baktır

UNESCO listesinde Türk kahvesi kültürü

UNESCO, 2013 yılında Türk kahvesi kültürünü ve geleneğini İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne aldı.

Korunan şey bir içecek ya da bir tarif değildir. Bir yaşama biçimi tanınmıştır: cezvedeki özel pişirme usulü, kahvenin su ve tatlı bir şeyle ikram edilmesi, misafirperverlik, kahvenin nişan ve bayramlardaki yeri, sohbet. Listenin açıklamasında telveden fal bakılması da bu kültürün parçası olarak geçer.

Benim hoşuma giden, falın orada bir tuhaflık gibi kenarda durmamasıdır. Fal, kahvenin yaptığı işin içindedir: İnsanları aynı masada tutmak.

Başka ülkelerde fincan falı

Fincandan fal bakmanın Batı dillerinde bir adı var: tasseografi. İçinde Fransızca fincan demek olan tasse sözü durur, o da Arapça tas kelimesine dayanır. Âdetin kendisi adından daha eski ve daha yaygındır.

İngiltere’de çay falı

Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye gelip zamanla gündelik içecek olunca, orada fincanın dibinde kalan yapraklardan fal bakılmaya başlandı. 19. yüzyılda İngiltere ve İrlanda’da sevilen bir salon eğlencesiydi. Kuralları bizimkilere şaşırtıcı ölçüde benzer: Kulp soranı, kenar yakın zamanı gösterir.

Yunanistan

Yunan kahvesi Türk kahvesi gibi pişer, falına da aynı şekilde bakılır. Fincana orada flitzani denir, bu söz bizim fincandan gelir. Orada da fal en çok ailenin kadınlarının işidir.

Arap dünyası

Arapçada buna kıraatü’l fincan, fincan okumak denir. Özellikle Suriye, Lübnan ve Filistin’de ziyaretin kahve kadar doğal bir parçasıdır. Nizar Kabbani falcı kadına ünlü bir şiir yazmış, Abdülhalim Hafız da bu şiiri 1976’da söylemiştir.

Balkanlar ve Ermeniler

Osmanlı’nın kahveyi götürdüğü yerde kahveden sonraki fincan da kaldı. Bosna’da, Sırbistan’da, Bulgaristan’da ve Romanya’da bugün de fal bakılır, Ermeni ailelerinde de. Semboller büyük ölçüde örtüşür: Kuş, balık, yol ve yüzük hemen her yerde aynı anlama gelir.

Bütün bu geleneklerin ortak yanı, paylaşılan bir içeceğin artığından okumalarıdır. Kartlardan ve yıldızlardan bu yönleriyle ayrılırlar. Fincandaki hayvanların bizim usulde nasıl okunduğunu kahve falında hayvanlar yazısında bulursun. Kartlar için de tarot bölümü var.

Aynı masada birlikte fal bakmak

Falın bana en güzel gelen yanı hep meclis oldu. Bir masada dört beş kadın, her birinin önünde fincanı. Biri bakar, öbürleri dinler, söze girer, itiraz eder. Bir fincanda duran şeyin çoğu zaman yandaki fincanla ilgisi vardır: Birine ulaşan haberi öbürü göndermiştir.

Anneannem böyle meclislere tek bir resim gibi bakardı. Kapalı fincanları sıraya dizer, sırayla okur, en sonda ilk fincana bir kez daha dönerdi. Masada oturan yalnız kendisi hakkında değil, öbürlerinin kendisine nasıl baktığı hakkında da bir şey öğrenirdi.

Bu düşünceyi uygulamaya da taşıdım. Orada tek fincan falının yanında masada tur da var: Beş fincana kadar, hepsi tek bir falda birlikte yorumlanır. Siz kahveyi pişirir, içer, kapatır ve her fincanın fotoğrafını çekersiniz. Ben her fincanda ne durduğunu ve fincanların birbiriyle ne ilgisi olduğunu yazarım.

Âdetin kendisi uygulama istemez. Bir masa, bir cezve ve fincanını gönül rahatlığıyla önüne süreceğin biri yeter.

Sık sorulan sorular

Kahve falı ne zamandan beri bakılıyor?

Kimse tam bilmiyor. Rivayete göre âdet, kahve 16. yüzyılda İstanbul’a yerleştikten sonra orada doğdu. İlk dönemden yazılı belge yoktur. Kesin olan, yüzyıllardır gündelik hayatımızın parçası olduğudur.

Damada neden tuzlu kahve verilir?

Kız istemede kahveyi gelin adayı sunar ve damadın fincanına tuz koyar. Damat sesini çıkarmadan içerse sabırlı ve ciddi olduğunu göstermiş olur. Bu şakacı bir sınavdır, bir hüküm değil.

UNESCO 2013’te tam olarak neyi tanıdı?

Türk kahvesi kültürünü ve geleneğini, insanlığın somut olmayan kültürel mirası olarak. Kastedilen pişirme usulü, misafirperverlik ve kahve çevresindeki âdetlerdir, telveden fal bakmak da bunların arasında sayılır.

Fala inanma, falsız da kalma ne demek?

Fala körü körüne bağlanma ama büsbütün de uzak durma demek. Söz, bizim falla nasıl yaşadığımızı anlatır. Dinlersin, işine yarayanı alırsın, kararı kendin verirsin.

Kahve falı baktırmak günah mı?

Din âlimlerinin çoğu gaybı kimse bilemez diyerek falcılığı doğru bulmaz. Gündelik hayatta ise insanların çoğu falı bir inanç meselesi değil, sohbet ve eğlence sayar. Nasıl bakacağına sen karar verirsin. Ben fincanı kesinlik olarak değil, yorum ve gelenek olarak görüyorum.

Devamını oku